tabağını olduğu gibi izledi, yerinden doğruldu. yemek yaparken yeterince karnı doydu. buzdolabını açıp bir bardak soğuk su doldurdu. su içmiyordu. bu günlük yeterdi. yarın düşünebilirdi. bugün bitti.
üstünden çıkardıklarını özensizce katladı, dikkatlice dolaba kaldırdı. aynı deterjanı kullanıyordu. kurutucuyu çalıştırmanın manasını kendinde bulamadı. koltukta uyudu. yarın için.
kitabı eline aldı. kaldığı sayfayı açtı. okumadan kapattı. bu dündü.
2 years ago
bana rehberlik etmesini umduğum broşüre baktım, pembeydi. reseptörlerime döndüm, içime baktım, teslim olduğum noktaları kırmızı kalemle işaretledim, maykıl ceksın dinledim, kameraya pankek fırlattım, hiddetimle sev beni dedim, üç gün, üç gece sev, sevdiceğim ol, karı kıza bakma, reklamlarda zaplama, benimle kal dedim.
sarıldığım yılandan yorganı burnuma kadar çekip rahat bir uyku uyudum, tüm belgelerim tamamdı, fazlası zarardı, en güçlü kirler için, en süper formülü bulmalıydım. eserlerimi topladığım kitabımın arasında kurumuş bir karanfil vardı, çorbamın üzerine kırpıştırıp, gözlerimi yumdum, anneminki gibiydi. topunu da al gel dedim, saat yirmibirde, halı sahalarda bana topu at, ben taca atayım, sabri outa atsın, ama gel dedim.
keşke halının yarısını kepek sökücü şampuanla diğer yarısını aslan maksın kanıyla temizleseydim. bröşür yumruğumun içinde sıkışmış adımı sayıklıyordu. binlerce kupon biriktirdim, bir pazar uyuya kaldım, altın kupona hiç varamadım. göz alıcı parlaklık için, daha fazlasına ihtiyacım vardı. ışıltını kaybetme dedim, kötü tridiyle tridine banma dedim. derken kapı açıldı, ceyran yapma, başka ilham istemem dedim.
ilk altı ay sorunsuz geçmişti, hayat bundan sonra bambaşka olacaktı, numaramı taşıyıp başucuma koydum, bir yalan uydurdum. küçük kadınlar vardır dedim, bir de dev memeli kadınlar vardır. küçüklerin tokasını çek, memeli otobüslere binme diye uyardım. uyuşturucuların hepsi uyuşturur mu yoksa, anladığım bambaşka bir şey miydi? uyar beni dedim, akıllı ol, canımı ye dedim. ne ettim, ne buldum, serzenişlendim, kedere yalın ettim. ne olur geri dönme dedim, götü kocamandı.
-
2 years ago
herkesler öksürüyordu. “artık senin yakınında olmak istemiyorum” dedi genç kız. oğlan hafif bir tebessümle kıza doğru yaklaştı, sonra aniden kızı sımsıkı sardı. “hapşuu! artık sen de bizden birisin” kız kendini oğlanın kolları arasından sıyırıp, çırılçıplak koşmaya başladı. “kaçın, herkes canını kurtarsın.” virüs kazanmıştı.
sen, ben ve on kollu dev ahtapot çatısı olmayan bir odacıkta yapa yalnız. olacaklardan sorumlu değilim bakışı savurmaya devam ediyorsun. “ben sana söylemiştim.” içine attığın onca japon korku filmi elbet bir gün gün ışığında filizlenecektir. ahtapot içime içime dolanırken, kahkahalarımı tutamıyorum. “belki de böylesi daha iyidir.” ahtapot beni kutudan, senin yanından alıp, okyanusuna geri dalıyor. ben de onunla. “seni seviyorum.”
“önümüzdeki hafta çok çalışmamız gerekiyor.” dedi patron. herkes klavyesiyle atışmaya geri döndü. camdan dışarısı buz gibiydi, güneş herkesi aldatıyordu. öğle vakti yaklaşırken sabırsızlanmaya başladılar. her hafta her gün her saat her dakika aynı noktada oturduklarını kısa bir süre için farkedip, farkındalıklardan kaçtıkları kedilerin sırtına binip, videoları birdirbir gezdiler. komikliklere kement attılar, kopuşlara yelken açtılar, sonra hep çay, hep kahve içtiler. birayla cila yaptılar. haftaya içlerinden en tecrübelileri, domuz olacaktı.
2 years ago
the wave pictures - avocado baby.
2 years ago and 14 plays
geçen yine hafızla kurduk masayı, içiyoruz gibi, yenge de süper meze yapar inanır mısın, bence inan ama zorlamicam, zorla güzellik olmaz.
elektirik alamadım önce; dedim sen ne ayaksın? gelgitler yaşatıyorsun ruhumda, kopan esen rüzgarlar, kara saba yeller, abartmışım gibi hürriyetsiz hal tavırlar, triplerden trip beğen sonra tut ki karnım acıktı, kokoreç de yemiyorsun, saydırıyorum kısaca, o sırada tatilde bir gün.
sonra ağzıma bi çaktı, ortasına bole, siluetim yamuldu artık sadece ve ebediyen pika ve çu’dan ibaretim ve bundandır gayretim, ben ettim, sen etme, lüzumsuzsa söndür.
-
2 years ago