makinist

Gürültülü, gümbürtülü, örtülü, görgülü rüzgar. sorgula, kurgula, uygula, kel alaka pazar. sevgili, dergili, kaygılı, sargılı son bahar. karanlık, aydınlık, uyanık, yine de bir bulanık gece. kendinden, fendinden, derdinden bitap, kitap gibi, hızlı okunacak değil ya. biraz dursun, üstüme gelme.

-

2 years ago

ah dedim

climb

yastık kılıfsız yastığa, çimento torbasına çıplak sarılırcasına kafamı koydum, ellerimi altına sürdüm, gözlerimi kapadım, diplere daldım, daldım ve bir süre ıslak kumun üzerinde uyuyakaldım.

biri bitiyor, biri başlıyor, ne kadar çitilersen çitile, yeniden kirleniyor, toza, dumana yapışıyor aklımdakiler, pürüzsüz değil, makina gibi işlemiyor, hala mütevazi ama kendini bilmiş, sadakat kokulu eşantiyon ürünleri misali, biraz müziğin sesini kısmasını söyledim. içeride bağıran şişko cin bana iki seçeneğim olduğunu söyledi, lambasını tekmeleyip, uyumaya devam ettim dostum.

nevresim altımdan kayıyor gibi oldu, çuval gibi sürükledi beni odanın sağ köşesinden sol köşesine, burada muhalefete dahil oldum, içlerinden biri gibiydim, gözlerimi devirerek, ağzımı açtım, ah dedim, bi sigara içmeliyim, kötü bi filmin, dandik senaryosunda mutluluğu arıyorum, belediye otobüsü diye bişey var, belediye başkanından mesaj gelene kadar uyumuşum. sağol dedim, iyi düşünmüşsün, gitmek istiyorum ama. bir acele akbilimi aradım, su sabuna dokunana kadar ben sokağa çıkmıştım bile.

onbeş metre sonunda duran sarı cisme bindim, eve gidelim dedim, oysa artık ikisi de evim gibi değildi işte, birinde uyumak sadece ve birinde küsmek. çoluk çocuk gibi, pandik atak gibi, endorfinito gibi, benzetemedim ve bir daha uyudum. çoğu kez geri uyandım, nefes aldım ve tekrar daldım. sana dipten kum çıkartırım, yeter ki senden sonra gelecek nesillere bir şeyler bırak.

-

2 years ago
[Flash 9 is required to listen to audio.]

boşuna mı konuşuyorum iki saattir, anlamıyorum ki? yardım istedin, fikrimi söylüyorum, şimdi diyorsun ki: “beni anlamıyorsunuz ya da ben kendimi anlatamıyorum, heralde bende bi sorun var, ben deliyim, uçurdum heralde.” bi kere ben konuşuyorum, biz kimiz? siz kimsiniz? senle konuşuyorum, ama sen çözümsüz yollardasın bebeğim. kendine teşhis koymayı çok seviyorsun, heralde.

“onu öyle yapmasaydık da böyle yapsaydık da öyle dedi bana sonra bende bundan sonra böyle yapıcam o zaman bakalım nolcak hadi bakalım” hodri meydancı bi zihniyet, tartışamıyorum ki seninle, tartışmamalıyım belki de, bi kere tartışmış olduk, hadi bakalım.

yoruluyorum, yoruluyorsun, yoruyoruz, bilmiyorsun ben ne bileyim o zaman senin bilmediğin yerde bildirgeç miyim, belki de hiç biriyim. sana bir şey söyleyeyim sadece ve sadet olarak, john lennon’u sevmiyorum dostum. çok garip gelebilir ama bilmiyorum, yoruldum.

bundan sonra tüm bunları ya unutuyoruz ya da çözümsüzlük yollarında kıvranıyoruz ama sen unutmazsın, unutamazsın, büyümezsin, ben de büyümem, büyüyemeyiz, niye büyüyoruz ki, unut gitsin. ben burdayım, beklerim.

*the wave pictures - leave the scene behind!

-

2 years ago and 6 plays
[Flash 9 is required to listen to audio.]

fiber optik kablolara sarılıp, yuvarlanıyorum o tarafa doğru şimdi, bekle bi hele. yüzüme yüzüme vurup kaçan nazlı meltemler misali, karabasanlarımı kara sapladım, koşuyorum hatasızca kodlanmış sayfalarının içinde. ama o da ne? trajedi! ve daha gecenin yükselmesini bile beklemeden, fütursuzca modemini camdan fırlatmışsın sen.

öyle dediler. bir anda gözlerinde parlayan o naif ama son durak bilmeyen ateşi görmüşler. tüm düğmelere basıp kaçmışsın, ardına bile bakmadan üstelik. böyle mi olacaktı. dataların hatalara sardığı o despot saatler, bizi de mi ayıracaktı. sörvır odası bizsiz sade, sessiz ve son dakika deodorantının kokusunundan mahrum mu kalacaktı. ne oldu bize böyle, internetler bir ara yokkene.

dükkanı kapatıp çıkmadan önce, acımı dile getireceğim bu şarkıyı tüm alfabelerin x sesine tekabül eden harflerine itaf ediyorum. onlar kendilerini bilir. belki gelir diye, bana geri döner diye, vaayırlısa ağıt. donesizlik zor, donesizlik hasret demek. gitme.

*iron & wine - such great heights.

-

2 years ago and 12 plays

bulayna

yerindekileri yerlerden süpüren garip arabalar var, bazılarının bazı zamanlarda tanrıların arabaları olduğunu iddia ettiği küçük ve kendi halinde görüntüler bunlar. rahat olmayan hiç birşey rahatsız edemez. makinelerin içinde oturan akıllı adam bir gün senin de elini sıkabilir. ondan sonra o çok özendiğin büyük mimarların uşağı olmak için ilk adımını atıp, insanlığı küçümseyebilirsin. tarihten bir gün, son günden önce, halsiz ve karamsar bir güneş tozu halinde sana uğrayacak. o zaman benim dediklerimin kafası güzel bir dosttan daha hali vakti yerinde olduğunu anlarsın. ya da anlamazsın, beni ve seni kendi halinde bırakırsın. hareket halinde her şey kusursuz bir yelkenlide, kılıç balıklarıyla gezgin gezer. oysa ufak hayat ve unufak uzaylardan sadece birindesin. olasılıkları bilmek, hiç birşey bilmemektir. görüşürüz. -

2 years ago

müzikli odalar. ne güzel şey ensturman çalabilmek, sen olabilirsin, ben olabilirim, komplo olabilir. mızıka çalabiliyorum biraz, bir de midili klavye öğrendim ucundan, üfleyince, basınca olan enstur- manları seviyorum, davul çalan insanı seviyorum bi de, ama bu daha bi yaylı, daha bi alır seni götürür, alkışlarla yaşasınlar.

andrew bird et st. vincent

-

2 years ago

pazartesileri

sevmek de olabiliyor. çökük gözler uyku ya da uykusuzluk belirtisi olabilir, benimkiler doğuştan. kolajen doldurmakla ilgili abuk subuk şeyler söylediler de ansızın kaçtım devekuşlarının kafesinden.

e peki tüm haftasonu ofisin çatısına gecekondu inşaa eden kargalar, martılar, şimdi nerdesiniz? herkes beni deli sanıyor ama ben deli değilim ki. benim de internetim var senin de, bi düşün bunu. bugün internet için ne yaptın ey fani eski aysiku kullanıcısı. hala aysiku kullanan rus sanat yönetmeni de gördüm, adamlar yapıyor.

çok sıkılsan da, hiçbir şey yapmasan da, yaysan, uyusan da toz oluyor abi. bu kadar toz nerden geliyor, bunu da bi düşün. onlar ölü deriymiş de diyorlar, bunu düşününce fena ol, mikroplar ve maytlar, taytlar ve mavi yeşil laytlar, hepsi burada, paramparça, teoman kokulu, layk dis, öyk ve nice eşit ebatta paragraf.

internet dünyanın en süper çöplüğüdür, en süper dedim. biz de çöp eşeleyen martılarıyız diye kapatıyorum, olmadı gibi de sanattan koydum derim. hep yırtıyorum. ben deli değilim, beni bu pazartesi ler mahvetti. burada popülerizm yapıcam, keyf içün.

-

2 years ago

beğenal

istanbul köyünde sanat sepet etkinlikleri başladı, kutlu olsun ey yüce pipili yunan heykeller adına. sağ beynini kazıtıp, kaşlarını hiç almayan insanların sergilendiği galeriler, sepetlerini kollarına takanlar ve iki kolunun altında iki karpuz taşıyanlarla sel sularına karışarak dolup taşmaya başladı. hayırlı olsun. entel beyinlerini beleş şarap kadehleriyle yağmalamak isteyenler hüc-metsin. uyarı: en çok sanata melun gözlerle bakarken sigara içememek koyuyor, bu konuda mutsuzum.

-

2 years ago

derisiz

tabağını olduğu gibi izledi, yerinden doğruldu. yemek yaparken yeterince karnı doydu. buzdolabını açıp bir bardak soğuk su doldurdu. su içmiyordu. bu günlük yeterdi. yarın düşünebilirdi. bugün bitti.

üstünden çıkardıklarını özensizce katladı, dikkatlice dolaba kaldırdı. aynı deterjanı kullanıyordu. kurutucuyu çalıştırmanın manasını kendinde bulamadı. koltukta uyudu. yarın için.

kitabı eline aldı. kaldığı sayfayı açtı. okumadan kapattı. bu dündü.

2 years ago

haskdisk

bana rehberlik etmesini umduğum broşüre baktım, pembeydi. reseptörlerime döndüm, içime baktım, teslim olduğum noktaları kırmızı kalemle işaretledim, maykıl ceksın dinledim, kameraya pankek fırlattım, hiddetimle sev beni dedim, üç gün, üç gece sev, sevdiceğim ol, karı kıza bakma, reklamlarda zaplama, benimle kal dedim.

sarıldığım yılandan yorganı burnuma kadar çekip rahat bir uyku uyudum, tüm belgelerim tamamdı, fazlası zarardı, en güçlü kirler için, en süper formülü bulmalıydım. eserlerimi topladığım kitabımın arasında kurumuş bir karanfil vardı, çorbamın üzerine kırpıştırıp, gözlerimi yumdum, anneminki gibiydi. topunu da al gel dedim, saat yirmibirde, halı sahalarda bana topu at, ben taca atayım, sabri outa atsın, ama gel dedim.

keşke halının yarısını kepek sökücü şampuanla diğer yarısını aslan maksın kanıyla temizleseydim. bröşür yumruğumun içinde sıkışmış adımı sayıklıyordu. binlerce kupon biriktirdim, bir pazar uyuya kaldım, altın kupona hiç varamadım. göz alıcı parlaklık için, daha fazlasına ihtiyacım vardı. ışıltını kaybetme dedim, kötü tridiyle tridine banma dedim. derken kapı açıldı, ceyran yapma, başka ilham istemem dedim.

ilk altı ay sorunsuz geçmişti, hayat bundan sonra bambaşka olacaktı, numaramı taşıyıp başucuma koydum, bir yalan uydurdum. küçük kadınlar vardır dedim, bir de dev memeli kadınlar vardır. küçüklerin tokasını çek, memeli otobüslere binme diye uyardım. uyuşturucuların hepsi uyuşturur mu yoksa, anladığım bambaşka bir şey miydi? uyar beni dedim, akıllı ol, canımı ye dedim. ne ettim, ne buldum, serzenişlendim, kedere yalın ettim. ne olur geri dönme dedim, götü kocamandı.

-

2 years ago

oink

herkesler öksürüyordu. “artık senin yakınında olmak istemiyorum” dedi genç kız. oğlan hafif bir tebessümle kıza doğru yaklaştı, sonra aniden kızı sımsıkı sardı. “hapşuu! artık sen de bizden birisin” kız kendini oğlanın kolları arasından sıyırıp, çırılçıplak koşmaya başladı. “kaçın, herkes canını kurtarsın.” virüs kazanmıştı.

sen, ben ve on kollu dev ahtapot çatısı olmayan bir odacıkta yapa yalnız. olacaklardan sorumlu değilim bakışı savurmaya devam ediyorsun. “ben sana söylemiştim.” içine attığın onca japon korku filmi elbet bir gün gün ışığında filizlenecektir. ahtapot içime içime dolanırken, kahkahalarımı tutamıyorum. “belki de böylesi daha iyidir.” ahtapot beni kutudan, senin yanından alıp, okyanusuna geri dalıyor. ben de onunla. “seni seviyorum.”

“önümüzdeki hafta çok çalışmamız gerekiyor.” dedi patron. herkes klavyesiyle atışmaya geri döndü. camdan dışarısı buz gibiydi, güneş herkesi aldatıyordu. öğle vakti yaklaşırken sabırsızlanmaya başladılar. her hafta her gün her saat her dakika aynı noktada oturduklarını kısa bir süre için farkedip, farkındalıklardan kaçtıkları kedilerin sırtına binip, videoları birdirbir gezdiler. komikliklere kement attılar, kopuşlara yelken açtılar, sonra hep çay, hep kahve içtiler. birayla cila yaptılar. haftaya içlerinden en tecrübelileri, domuz olacaktı.

2 years ago

müzik konsun, sen uç.

-

2 years ago
[Flash 9 is required to listen to audio.]

the wave pictures - avocado baby.

2 years ago and 14 plays

pikaçu val dız?

geçen yine hafızla kurduk masayı, içiyoruz gibi, yenge de süper meze yapar inanır mısın, bence inan ama zorlamicam, zorla güzellik olmaz.

elektirik alamadım önce; dedim sen ne ayaksın? gelgitler yaşatıyorsun ruhumda, kopan esen rüzgarlar, kara saba yeller, abartmışım gibi hürriyetsiz hal tavırlar, triplerden trip beğen sonra tut ki karnım acıktı, kokoreç de yemiyorsun, saydırıyorum kısaca, o sırada tatilde bir gün.

sonra ağzıma bi çaktı, ortasına bole, siluetim yamuldu artık sadece ve ebediyen pika ve çu’dan ibaretim ve bundandır gayretim, ben ettim, sen etme, lüzumsuzsa söndür.

-

2 years ago
2 years ago