December 2009
1 post
makinist
Gürültülü, gümbürtülü, örtülü, görgülü rüzgar. sorgula, kurgula, uygula, kel alaka pazar. sevgili, dergili, kaygılı, sargılı son bahar. karanlık, aydınlık, uyanık, yine de bir bulanık gece. kendinden, fendinden, derdinden bitap, kitap gibi, hızlı okunacak değil ya. biraz dursun, üstüme gelme.
-
November 2009
2 posts
derisiz
tabağını olduğu gibi izledi, yerinden doğruldu. yemek yaparken yeterince karnı doydu. buzdolabını açıp bir bardak soğuk su doldurdu. su içmiyordu. bu günlük yeterdi. yarın düşünebilirdi. bugün bitti.
üstünden çıkardıklarını özensizce katladı, dikkatlice dolaba kaldırdı. aynı deterjanı kullanıyordu. kurutucuyu çalıştırmanın manasını kendinde bulamadı. koltukta uyudu. yarın için.
kitabı eline...
ah dedim
yastık kılıfsız yastığa, çimento torbasına çıplak sarılırcasına kafamı koydum, ellerimi altına sürdüm, gözlerimi kapadım, diplere daldım, daldım ve bir süre ıslak kumun üzerinde uyuyakaldım.
biri bitiyor, biri başlıyor, ne kadar çitilersen çitile, yeniden kirleniyor, toza, dumana yapışıyor aklımdakiler, pürüzsüz değil, makina gibi işlemiyor, hala mütevazi ama kendini bilmiş, sadakat kokulu...
October 2009
4 posts
haskdisk
bana rehberlik etmesini umduğum broşüre baktım, pembeydi. reseptörlerime döndüm, içime baktım, teslim olduğum noktaları kırmızı kalemle işaretledim, maykıl ceksın dinledim, kameraya pankek fırlattım, hiddetimle sev beni dedim, üç gün, üç gece sev, sevdiceğim ol, karı kıza bakma, reklamlarda zaplama, benimle kal dedim.
sarıldığım yılandan yorganı burnuma kadar çekip rahat bir uyku uyudum, tüm...
oink
herkesler öksürüyordu. “artık senin yakınında olmak istemiyorum” dedi genç kız. oğlan hafif bir tebessümle kıza doğru yaklaştı, sonra aniden kızı sımsıkı sardı. “hapşuu! artık sen de bizden birisin” kız kendini oğlanın kolları arasından sıyırıp, çırılçıplak koşmaya başladı. “kaçın, herkes canını kurtarsın.” virüs kazanmıştı.
sen, ben ve on kollu dev ahtapot...
September 2009
14 posts
bulayna
yerindekileri yerlerden süpüren garip arabalar var, bazılarının bazı zamanlarda tanrıların arabaları olduğunu iddia ettiği küçük ve kendi halinde görüntüler bunlar. rahat olmayan hiç birşey rahatsız edemez. makinelerin içinde oturan akıllı adam bir gün senin de elini sıkabilir. ondan sonra o çok özendiğin büyük mimarların uşağı olmak için ilk adımını atıp, insanlığı küçümseyebilirsin. tarihten bir...
müzikli odalar. ne güzel şey ensturman çalabilmek, sen olabilirsin, ben olabilirim, komplo olabilir. mızıka çalabiliyorum biraz, bir de midili klavye öğrendim ucundan, üfleyince, basınca olan enstur- manları seviyorum, davul çalan insanı seviyorum bi de, ama bu daha bi yaylı, daha bi alır seni götürür, alkışlarla yaşasınlar.
andrew bird et st. vincent
-
pikaçu val dız?
geçen yine hafızla kurduk masayı, içiyoruz gibi, yenge de süper meze yapar inanır mısın, bence inan ama zorlamicam, zorla güzellik olmaz.
elektirik alamadım önce; dedim sen ne ayaksın? gelgitler yaşatıyorsun ruhumda, kopan esen rüzgarlar, kara saba yeller, abartmışım gibi hürriyetsiz hal tavırlar, triplerden trip beğen sonra tut ki karnım acıktı, kokoreç de yemiyorsun, saydırıyorum kısaca, o...
pazartesileri
sevmek de olabiliyor. çökük gözler uyku ya da uykusuzluk belirtisi olabilir, benimkiler doğuştan. kolajen doldurmakla ilgili abuk subuk şeyler söylediler de ansızın kaçtım devekuşlarının kafesinden.
e peki tüm haftasonu ofisin çatısına gecekondu inşaa eden kargalar, martılar, şimdi nerdesiniz? herkes beni deli sanıyor ama ben deli değilim ki. benim de internetim var senin de, bi düşün bunu. bugün...
beğenal
istanbul köyünde sanat sepet etkinlikleri başladı, kutlu olsun ey yüce pipili yunan heykeller adına. sağ beynini kazıtıp, kaşlarını hiç almayan insanların sergilendiği galeriler, sepetlerini kollarına takanlar ve iki kolunun altında iki karpuz taşıyanlarla sel sularına karışarak dolup taşmaya başladı. hayırlı olsun. entel beyinlerini beleş şarap kadehleriyle yağmalamak isteyenler hüc-metsin....
masa lambası
beyaz ışık olmaz. hele o tasarruflu dediğin, kırılınca nasa’nın camları parkelerden toplamaya geldiği ampüllerle hiç olmaz. zararlı onlar. vınlamayacak ama yaz aylarında vızlayacak bir enerji kaynağına güvenebilirsin. bu konuda onlardan iyisi yok. bir de usta aradı, yatacak yer yoksa bizim ev geniş, bi döşek atarsın diyor. sağolasın usta. çaylar bi tur da bizden olsun. yeter ki başımızın...
kar tanesi
gereğinden fazla değer verdiğin işin, gereğinden az önemsediğin senin üzerine basıp geçiyor dünya. yağmur yağıyor, çok yağıyor, felaket. başının üzerinde çatın, çatının üzerinde bir takım ondüller, sümüklü böcekler ve salyan gozlar duvarlarda, trafik var. şimdi o çok severek aldığın lejyoner sandaletlerini rezil edebilirsin, bunu hak ettin. içinden geçenleri bir kağıda çiz, içine hiç...
Tripler Ansiklopedisi - 1
dejenerator:
- Masada kendi kendine kayan çay tabağına şaşırmak: Yüz kere olsa yine şaşırırız. ‘Aaa bak lan Others tribi oldu’ deriz. Bu bilimin aydınlatamadığı değil, aydınlatmaya tenezzül etmediği bir vakadır. Bu yüzden anlamayız. Şaşırırız. Çünkü şaşırmak güzeldir. - Mama ümidiyle yalakalık yapan kediye laf sokmak: Kediler elleri olmadığından buzdolabını açamaz. Açsa eve almayız. Bu durumda...
August 2009
15 posts
kısa bi ara
da bir yerlerde duruyorum şimdilik. zaman herşeyle ilgilensin. yapılacak çok iş var, aklımı meşgul etsin. bu ay geçsin, biri gitsin biri gelsin. yağmur yağsın, çok yağsın.
-
çıtır
çıtır sesler geliyordu atölyenin çatısından. randy paush’un son konuşma’sını okudum. yarısına kadar okuyup aşağıya inip dolandım. sonra diğer yarısını okudum. bitti. ilk kişisel sergimi açtım aynaların üzerine. sanatta dot etkisi. biri bir mandalina öyküsü bilen eşorfmanlı adamla ilgiliydi, diğeri de kafasında balık olan pui’nin portresiydi. onun dışında pislendim, yuvarlandım,...
ya kılar
inşaatlar başlasın, mala vuralım artık. ne kadar da kabasın rıfkı. sonra ufak tefek kötü kokan bi adaya gidip bi bisiklete biner gibi yapmak lazım. güneş bitmeden ben bittim bu sefer. fişini al, vergini öde, seni yol su ve sabuna dokunmadan teğet geçsin dediler, pek iyi duyamadım. stopaj esnafın boynunu büküyor, sular idaresi sesimi duy, elektrikler çok sinek olarak dönsünmüş. emesenimi...
küçük
kafalar. bol bol süt için, salatayla ekmek yiyin, yazın çizme giymeyin, bana öyle gelin. alın verin ekonomiyi kurtarın. pala bıyıkları hortlayın emi rekords.
-
diyet
iki kilo alıyorum hop iki kilo veriyorum, resmen kısır döngü. iki gün öğlen yemeğinde mevsim yeşillikleri yersem veriyorum, kremalı mantarlı şinitsel yersem alıyorum, tavuk suyuna çorba içersem veriyorum, isveç köftesi yersem alıyorum, eni kaynd of makarna etkilemiyor. kanyon’un burada, levent köyünde öğlen yemek için fazla seçenek yok zaten. biri bana deseydi de her allahın günün...
mübarek
dear ramazanla kavrulup pıtırdayan dinsel tınılı reklamlar ile, el ele koka kola mutlu yarınlara koşmaya başlayabiliriz yine. reklam seviciler bilir, reklamda iftar sofrasında reklam veren markanın sipesifik ürününün manyak miktarlarda kullanılması, kopan görsel şölen halayları gibidir. 26 kişilik aile masaları… okul nasıl gidiyor, işler iyi mi, havalar nasıl kaynaşmaları. dede nine yenge...
portakal
aromalı ahşap temizleme ve bakımı sıvısı var. ahşaplarımız turunç turunç koksun diye. besleyici, yenileyici, canlandırıcı. pazartesi ihtiyacınız olan herşey.
-
geçen
yine stüdyodayız. böyle söyleyince çok bi stüdyodayız gibi oluyor. ikinci kez. bir saat çaldık, sonlara doğru içeri şapkalı bir adam girdi. dedi ki sizi dinleyebilir miyim? kabardık şöyle bir sonra utandık, tabi falanlar. adam arada el çırpmakta, sonra bitti saat. şapkalı adam dedi ki, bir saat daha çalalım. çaldık birlikte. baget kırdı kendisi. ben çok güldüm mikrofona doğru. genel olarak ama,...
rumuz
seçelim. yabancı memleketlerdeki yarışmalarda da katılım şartları arasında 6 (altı) harf/rakam ‘dan oluşmuş bir rumuz ile katılma şartı var mı acaba? neden altı ayrıca, sekiz olsa mesela, olasılıklar artsa, olmaz mı? olabilirdi. mütevelli heyetlerinin vereceği kararlar bunlar hep. buralar hep. haydi biz heyetiz, heyt! dağlara diye koşuyorlarmış gibi gelir hep heyetler. ah şu. hey gidi.
-
paylaşımlar
önemli bence. herşeyi paylaşmalıyız ama yine de bir tutam gizemli olmalıyız. makineli tüfek gibi konuşabilmeli, sözcüklerimizle vuruşabilmeli, sonra tatlı tatlı gülümseyerek dinlemeliyiz karşıdaki insanı. bazı anlar var, konuşmak bir refleks gibidir. taksiye binersin ve o sessizlik içinde “yine mi trafik var” dan daha çok yolu var bunun. sakin ve sessiz etkilere tepki vermediğin...
evet
diyerek lafa başlanabilir, benim için hiç sakıncası yoktur. höt edasıyla konuya girebileceğim şeyler var. edebiyat kırdıları da yapacağım. içimdeki sesleri rss ile yönlendiriyorum mesela. siz de okuyun, siz de hep beraber diye.
-