fiber optik kablolara sarılıp, yuvarlanıyorum o tarafa doğru şimdi, bekle bi hele. yüzüme yüzüme vurup kaçan nazlı meltemler misali, karabasanlarımı kara sapladım, koşuyorum hatasızca kodlanmış sayfalarının içinde. ama o da ne? trajedi! ve daha gecenin yükselmesini bile beklemeden, fütursuzca modemini camdan fırlatmışsın sen.
öyle dediler. bir anda gözlerinde parlayan o naif ama son durak bilmeyen ateşi görmüşler. tüm düğmelere basıp kaçmışsın, ardına bile bakmadan üstelik. böyle mi olacaktı. dataların hatalara sardığı o despot saatler, bizi de mi ayıracaktı. sörvır odası bizsiz sade, sessiz ve son dakika deodorantının kokusunundan mahrum mu kalacaktı. ne oldu bize böyle, internetler bir ara yokkene.
dükkanı kapatıp çıkmadan önce, acımı dile getireceğim bu şarkıyı tüm alfabelerin x sesine tekabül eden harflerine itaf ediyorum. onlar kendilerini bilir. belki gelir diye, bana geri döner diye, vaayırlısa ağıt. donesizlik zor, donesizlik hasret demek. gitme.
*iron & wine - such great heights.
-