oink
herkesler öksürüyordu. “artık senin yakınında olmak istemiyorum” dedi genç kız. oğlan hafif bir tebessümle kıza doğru yaklaştı, sonra aniden kızı sımsıkı sardı. “hapşuu! artık sen de bizden birisin” kız kendini oğlanın kolları arasından sıyırıp, çırılçıplak koşmaya başladı. “kaçın, herkes canını kurtarsın.” virüs kazanmıştı.
sen, ben ve on kollu dev ahtapot çatısı olmayan bir odacıkta yapa yalnız. olacaklardan sorumlu değilim bakışı savurmaya devam ediyorsun. “ben sana söylemiştim.” içine attığın onca japon korku filmi elbet bir gün gün ışığında filizlenecektir. ahtapot içime içime dolanırken, kahkahalarımı tutamıyorum. “belki de böylesi daha iyidir.” ahtapot beni kutudan, senin yanından alıp, okyanusuna geri dalıyor. ben de onunla. “seni seviyorum.”
“önümüzdeki hafta çok çalışmamız gerekiyor.” dedi patron. herkes klavyesiyle atışmaya geri döndü. camdan dışarısı buz gibiydi, güneş herkesi aldatıyordu. öğle vakti yaklaşırken sabırsızlanmaya başladılar. her hafta her gün her saat her dakika aynı noktada oturduklarını kısa bir süre için farkedip, farkındalıklardan kaçtıkları kedilerin sırtına binip, videoları birdirbir gezdiler. komikliklere kement attılar, kopuşlara yelken açtılar, sonra hep çay, hep kahve içtiler. birayla cila yaptılar. haftaya içlerinden en tecrübelileri, domuz olacaktı.
2 years ago